Mete ÜGE
Nasibi bu coğrafyada olan ve Erzurum’da doğan, sırası ile Kayseri ve İstanbul’da büyüyen bir memur evlâdı. Mühendislik eğitimi ile Teknoloji şirketlerinde uzun yıllar yöneticilikler yapıp ardınca Profesyonel Strateji ve İş Geliştirme danışmanlıkları ile hizmetlerini devam ettiren Mete ÜGE…
Zor kazanımlar her zaman değerli ve kalıcıdır.
Küçük bir cep harçlığı ile talebe olmak, her çocuğun rüyası oyuncaklara zor erişmek.
“İki seçenek vardı; ya Bayramlardaki harçlıkları biriktirecek ve merağım olan model uçak alacağım ki bu ancak 4 bayramın harçlığı toplamı ile mümkün; Yada acaba kendim yapabilir miyim yönünü tercih etmek. Ben ikinci tercihi seçtim. Elime geçen karton, ahşap, lastik, tel ne varsa kullandım. Önceleri resimlere baktım, onları çizime ve daha sonra da modellere çevirdim.”
İş hayatında üretim ve modelleme çalışmaları ile birçok projeye imza atmıştır. Çocukluk yıllarında uçaklara ve makinalara olan tutkuları zaman içinde kendi modelini ve tasarımlarını hayata geçirme fırsatını vermiştir.
1984 yılında motorsiklet tasarımını Honda ile paylaşarak makina projelerinin ilerlemesini sağlamıştır.
Türk İslâm eserlerine olan merakı ile, Rahmetli annem ile Türkiye’de birçok Cami, Türbe ve Müzeye gittik. Yapılmış olam her eserin hikayesinin peşine düşme merakım Geleneksel sanatlar bölümüne el atmama sebep oldu.
Hattat Hamit Aytaç ile tanışma,
Babam bendeki kabiliyeti gördü ki, arkadaşı hattat Hamit Aytaç’ın yanına götürdü. Cağaloğlu’nda eski bir İş Hanı. Yürümekten basamakları aşınmış merdiven, burnuma gelen kağıt kokusu inanılmaz bir his ile Arkadaşının Odasına girdik. Yanmış yağ ile silinmiş yer kaplaması tahta olan zemin.
Sıcak bir karşılama ile Derin ve içlerden sesleniyormuş gibi bakışları olan usta Hamit Amca, Babam kabiliyetim ile ilgi kendisine kısa bir bilgi verdi. Hattat Hamit aytaç ustam bana ‘Hadi gel bakalım’ dedi. O ‘hadi gel bakalım’ sözü ancak çocuğun çocukluğu; ustanın da hoşgörüsüyle ancak mümkündür. Dizine oturttu ve ‘Hadi birlikte bir elif harfi çizelim’ dedi. Ben de ne kadar olduğunu düşündüm. Mürekkebe daldırdığım kamışı kâğıda yaklaştırdığımda rahmetli ustam Hamit Aytaç elini benim elimi üzerine koydu ve avucuyla kavradı. Aslında benim hat sanatıyla tanışma hikâyem burada başladı. Hat elin üzerindeki el ile başlar. Ustamın eli elimin üstünde elif harfini nakşettik. Ustam sonra babama kabiliyetimin olduğunu söyledi. Daha sonra her fırsatta annemin tahta mandallarını söküp bıçakla sivriltip yazı yazmak için kullandım. Ama her fırsatta da annemden fırça yedim. Böyle başladı benim hat sanatı ile tanışmam.

